Friday, December 29, 2006

Yağmur...


Al tüm param bu dedim..
Boş ver dedi "Sende kalsın..."
Bir parça yeter ufak koper ver yiyeceğinden..
Etrafına bak! ONLARDAN olma sakın...
Yola koyul küçük küçük git buralardan...
Sokaklarda sapsarı yapraklar
Mazgallarda yağmur var.
Hangi kentte budenli acı var.
Başka nerde İSTANBUL kadar.
Yapraklar yatağın olsun.
Kırlangıçlar arkadaşların.
Yıldızlar yorganın olsun..
Hem zaten... Gökte işsiz güçsüz duruyorlar...
Benden geçti ama sen yap GİT buralardan.
Bitine kadar bitmez hayat bittimide biter ama
iç tüm şaraplarını bu dünyanın
kay ıslak güvertelerinde bütün güzel kadınların
Sokaklarda sapsarı yapraklar
Mazgallarda yağmur var.
Hangi kentte budenli acı var.
Başka nerde İSTANBUL kadar.
Git...
Yapraklar yatağın olsun
kırlangıçlar arkdaşların
yıldızlar yorganın olsun
hem zaten gökte işsiz güçsüz duruyorlar.........

Saturday, November 11, 2006

Hayalet Gemi

İnsanlar mendillerle uğurlamıştı beni limandan... Kimi insana umut taşıyordum kimisi içinde umudun ta kendisiydim... Ne olmuştumda kaybolmuştum... Fırtına vardı çok hiddetliydi önceleri dalgarı pruvamı yavaş yavaş sıvazlıyordu sonra sanki parçalamak istercesine dövdü, beni yönümden rotamdan saptırdı, bilinmeyene çekti beni, beni değil rotamı korumak hayatta kalma mücadelesine kadar düşürüdü... Fırtına durulduğunda ise her şey çok geçmişte kalmıştı gözümü açtığımda güneş tatlı tatlı harb olmuş güvertemi ısıtıyordu... Devrilmiş bacalarım sönmüş kazanlarımdan siyah dumanlar çıkıyordu... Önce nerdeyim diye sordum kendime ne kadar kaybolmuştum... Gözlerimi kıstım ufka doğru bir gemi gördüm orda bana sinyal gönderiyordu yanına çağırıyordu beni yada bana öyle gözüküyordu geriye kalan gücümle ilerlemeye başladım her varlık gibi hareket ettiğimde yaralrım acı vermey başaladı... Acı ya tahammül edebilirdim ama fırtına.. Fırtına asla dinmemişti sadece beni bırakmıştı ve çok yakınımda dolaşmaya devam ediyordu... Umursamazsam giderdiye düşündüm ama gitmedi bu sefer ona kafa tutucağım beni ceviz kabuğu gibi sallamasına izin vermeyeceğim ışığa doğru yüzeceğim tüm güçümle... Bu düşüncelerle tekrar baktım ışığa ordamı gene diye ordaydı ban göz kırpıyordu sönmüş kazanlarımı kor alevlerle besledim etrafı ne kadar kirlettiğime bakmadan dişlerini gıcırtan bir canavar gibi hareketleniyorum... Işığı kaybetmemeliyim onu yakalamalıyım fırtınaya aldırmadan onun oyunlarına kanmadan...

Thursday, October 26, 2006

Kabuk

Dirençliyim dedim yoktu dedim bitmişti düşündükçe içimdeki ateş kabarıyor katılaşmış şeyleri içten eritip yeniden ısıtıyor... Hoşlanmıyorum bu duygudan... Sanki değişen bir şey yokmuş gibi.. Olmalı aslında çünkü ben değiştim... Yıllar önceki sert kabuğuma geri çekildim açmıyorum kimseye içimdekileri... Dışardan hep düz bir çizgi çizmeye çalışıyorum aynı ölülerin kalp çizgisi gibi... Bazen ufak kıpırtılar oluyor sonra soğukluğu hissediyorum biraz kendi içime dönünce eski haline geri dönüyor herşey. Tam durulmuş bulanıklığı gitmiş engin maviliği geri dönmüş derken suların gene bulanıyorlar....

Monday, September 25, 2006

Serbest Düşüş

Hayatta bir duygudan vazgeçince öbürleri ağır basıyor. Sevgiden vazgeçince nefret kin intikam duyguları kabarıyor. Her şey dengeli... Son bir kaç haftadır çok inişli çıkışlı yaşadım hayatımı ama inişlerimin hepsi bir yere çakılıştı... En sonuncuda oturdum sanki denizde saatlerce yüzdükten sonra kumsalda dinlenmek için oturusunuzya aynen öyle olduğum yere oturdum. Düşündüm... Herşeyi görmezden gelmek bulduğum en kısa ve en gene en kısa ömürlü çözümdü çünkü biliyordum tekrar yaşanıcaktı. Daha kalıcı ve uzun ömürlü bir çözüm bulmalıydım.. Hata nerdeydi.. Hata seçtiğim insanlardamıydı ? Yoksa benim insanlara kendimi tanıtışımdamıydı. Sanırım her ikiside... Ne yapmalı o zaman önce bu insanlardan kurtalalım belki bir kısmı ikinci bir şansı hak ediyor.. Kimin umrunda! Kimse bana ikinci bir şans vermedi.. Bu nisanlardan diyelim kurtulduk peki kendimle olan sorunum ? Onuda zamanla hallederiz önce bu nisanlardan kurtulalım... Kimine gitti bir veda mesajı kimine gitmedi... Bir saate bitirdim herşeyi. Kurulması aylar süren ilişkileri bir saate bitirdim.. Belliydi verilen önem... Kendime gelince şimdilik bir denge var yokluğun dengesi ne sinirliyim ne mutluyum... Yokum boşluktayım rahatım....

Sunday, August 20, 2006

Yürüyüş

Yollarda yürümek sadece düşüncelerinle tek başa kalmak bazen içinde bulunduğun bilinmezlikten çıkarır insanı. Orda yalnızken yolun seni götürdüğü yere amaçsızken anlarsın bazı şeyleri. O zaman anlarsın asıl gerçekleri asıl yalanları gerçekte ne kadar yalnız olduğunu. Bütün sorunların çözümü olur yalnızlık insanların aslında sadece rol yaptığı hayatın en büyük sahne olduğu. Sen sadace eski kafalı gurulu bir aptal olduğun için asla kabul edemezsin bu oyunları asla katılamazsın ... Uzaklaşmayı susmayı insanların anlayacağını düşüneceğini sanırsın... Elbet bir gün....

Wednesday, August 09, 2006

Yine Başlıyoruz

Karanlık vardı gök yüzünde boğuyordu beni içine bütün aydınlığımı çok önceden yutmuştu sadece yansımam kalmıştı yok edemediği onuda kemiriyordu. Dönüp dolaşıp aynı noktaya getiriyordu beni hiç bir zaman kimseye güvenemeyeceğime. Her defasında gördüğüm zararlar geliyor aklıma bu kadar basitmiydi acaba zarar görmem her türlü badireyi atlatmış ben neden iş gönül işlerine geldiğinde hep zarar görüyordum. Çokmu geniş bir kalbim vardı. Belki hayatı sadece iş aşka gelince umursuyordum. Belki hayat benim için gerçek aşkı aramakla geçicek ve hiç bir zaman aradığımı bulamayacağım. Biliyorum benimde hatalrım oldu belki beni sevebilecek insanları uzaklaştırdım... üç adım attım sonuca doğru üçüde bir birinden uzun sonuç orda gözümün önünde ama uzanamıyorum. Tuzaklar beni geri çekiyor. Tuzaklar herkez heryer tuzak dolu... Unutmaktı ve unutturmaktı intikamım acaba aldım mı? intikamım... Kandırmışlar beni iyi insan olmanın her zaman kazandırdığıyla kötü insan olmayı denedim sonuçları yıkıcı oldu asla ortada bir insan olamadım hep uç noktalarda yaşadım. Ya çok sevdim ya ölümüne nefret ettim ya gerçekten çok iyi davranım yada öldürdüm... Koca bir yalan iyi olmak koca bir yalan kötü olmak sadece kendi evrenimde yaşadıklarım yaptıklarım var başkasının evreninde ben yokum olmadım var olmayacağımda taki öbürleri gibi artık hiç bir zaman bir daha yörüngeme giremeyenceklerini anlayacakları güne kadar...........

Friday, July 28, 2006

...

Tam güçle çalışan çarkların arasına atlayın ne olur ezilir gidersiniz çarklar dünmeye devam eder. Çarklardan biri olmayı denersiniz büyük çarklar sizin dişlerinizi kırar sizi etkisizleştirir bu sistmede size hiç bir zaman yer yoktur. Kendi sistemnizi kurup onu yok etmeyi denersiniz mantıklı olarak belki başarırsınız belki başaramazsınız o belli olmaz. Ben herkezden ayrılırım bu çarklara yaklaşırım onları hayran hayran izlerim dönüşelerine işlerine bakarım onlar ah bize hayran şeklinde kabarırken cebimden ufacık bir elmaz çıkarıtırım en büyük çarkın dişlerine bırakırım o bunu da ezerim edsıyla dönerken ezemeyeceğini hiç bir zmaan fark edemez etsede fark etmez çünkü artık duramaz ben sistemin patlayıp çatlamasını izlerken büyük bir keyifle kahvemi yudumlarım...

Monday, July 17, 2006

Jack Bauer Gerçekleri!! 1



Dikkat 5.Sezondan bilgiler içerebilir!

  • Jack Bauer bagaj bölümünden bir uçağı uçarabilir.
  • Jack Bauer yemek yemez, uyumaz veya tuvalete gitmez çünkü organları onu sinirlendirmek istemez.
  • Jack Bauer elinden masaya kelepçelenmiş, yanında bir ölümcül sinir gazı varken ve etrafı teroristlerle çevrilmişken bile kendi kendine "Tamam onalrı istediğim posizyona getirdim" diyebilir.
  • Eğer Jack Bauer içinde Stalin, Hitler ve Nina Meyers ın olduğu bir odada 2 kurşunu olan bir tabancayla yanız kalırsa ikisinide Nina Meyers'a sıkar.
  • Bir zamanlar birisi Jack Bauer'a bilbakalım ben kimim şakası yapmak istemiş. Bauer orda kim olduğunu, kimin adına çalıştığını, ve lanet olasıca bombanın nerde olduğunu bulmuş.
  • Eğer 24 deki insanların hepsi Jack Bauer'ın dediklerini yapsa dizinin adı 12 olurdu.
  • Eğer Jack Bauer'ın silahı bozulursa, bu sizi dövmek istediğinden olmuştur.
  • Kendisinin Kiefer Sutherland tarafından oynanılacağını öğrenen Jack Kiefer ı öldürmüş. Jack Bauer kimse tarafından oynanılanamaz.
  • Jack Bauer bir keresinde anahtarlarının yerini unutmuş bir sonraki yarım saati kendisine anahtarların yerini hatırlmak için işkence yaparak harcamış.
  • Ne zaman Kim Bauer bekaretini kaybetse Jack onu bulur ve geri koyar.
  • Eğer hayat Jack Bauer'a limon verirseydi Jack Bauer bunalrı teroristleri öldürmekte kullanırdı. Jack limondan nefret eder.
  • Eğer tadı tavuk görüntüsü tavuk ve kokusu tavuk ise ama Jack Bauer onun büftek olduğunu söylüyorsa öyledir.
  • Jack Bauer silahının altında yastıkla uyur.
  • Jack Bauer dolu bir silahla Rus ruleti oynar ve kazanır.
  • Bir keresinde Jack Bauer Connect 4 oyununu 3 hamlede kazanmış.
  • Jack Bauer asla Eroin bağımlısı olmadı. Eroin ona bağımlı oldu.
  • Bir keresinde Jack standart bir flash diske kendini yok etme komutu verdi. Nasıl oldu o diye sormayın o Jack Bauer.
  • Jack Bauer Murpy yasasına inanmaz çünkü ne sorun olursa olsun 24 saat içinde çözülür.
  • Jack Bouer ı öldürmek onu ceset yapmaz sadece sinirlendirir.
  • Doğru yol vardır yanlış yol vardır bir de Jack Bauer yolu vardır. Jack Bauer yolu esasında doğru yoldur ama daha hızlı ve daha çok ölen insan olur.
  • 96 saat içerisinde Jack Bauer 93 kişi öldürdü dünyayı 4 defa kurtardı. Peki sen ne yaptın hayatında?
  • Jack Bauer ıskalamaz eğer sizi vurmazsa 20 km arkanızdaki teroristi vuruyordur.
  • Supermenin zaafı kriptonittir. Jack Bauer ise Supermene zaafı olduğu için güler.
  • Eğer birisi Jack Bouer'a günün nasıl geçti diye sorarsa Jack "Previously on 24.." diye cevap verir.
  • Jack yabancı dil konuşmaz ama İngilizce bilmeyen birisini yarım saatte İngilizce konuşturabilir.
  • Jack parmak izi almaz parmağı alır.
  • Gerçekler acıdır ama Jack daha çok acıtır.
  • Jack Bauer ve Supermen bir gün bilek güreşi yapmışlar kaybeden iç çamaşırını pantolonunu üstüne giyecekmiş.
  • Eğer Jack Bauer hava alanında dedektörden geçerken ötmezse güvenlik ona hemen bir silah verir.
  • Jack Bauer a ne olduğunu sormayın size arabada anlatır.
  • Sun Tzu bir keresinde şöyle demiş "Eğer düşmanınız zayıfsa onu fet edin, eğer düşmanınız güçlüyse ona katılın eğer düşmanınız Jack Bauersa siz öldünüz!"
  • İsa nın ölmesi ve yeniden dirilmesi 3 gün aldı JAck ise bu işie bir saaten kısa sürede yaptı hemde iki defa.
  • Teroroistlerin ölmesine sebep olan 3 tane temel etken vardır 3 üde Jack Baouerdır.
  • Eğer Jack Bauoer bir teroristin kendini patlatmak içni bombasına uzandığını görürse onu derhal vurur kimse Jackten bir ölüm çalamaz.
  • Arapçada "Jack Bauer" demek "Şimdi Sıçtık" manasına gelir.
  • Jack Bauer çocukken annesine sebzelerini bitirtiyormuş.
  • Batmanın ne zaman başı derde girse Jack Bauerı çağırırmış.
  • Patlamalar Jack Bauer'ı öldürmez sadece yolunu temizler.
  • Jack Bauer klavyesindeki escape tuşunu kaldırmış. Jack hiç bir yerden kaçmaz.
  • Quetin Tarantino na dan Jack Bouer ın hayatını anlatması istenmiş o ise bunu çok şiddetli olur diye geçmiş.
  • Çocukların öcü diye korktuğu yaratık yatacağı zaman dolabında Jack Bauer varmı diye kontrol eder.
  • Silahlar insan öldürmez Jack Bauer öldürür!
  • Eğer Jack Bauer bir kelimeyi yanlış söylerse sözlüğünüz yanlıştır.
  • Jack Bauer ın ellerinde geçen 7 dakkalık sorgulamadan sonra Tom Cruse gay olduğunu itiraf etti!.
  • Jack Bauer ın kanı ne renk? ilginç bir soru Jack Bauer kanamaz!
  • Annemle babam kardeşimle bana Jack Bauer ın bir televizyon karakteri olduğnu söyledi. Şu anda yetimiz.
  • Eğer Jack Bauer bir odada MacGyver ile hapis kalsaydı MacGyver'ı bomba yapar ordan çıkardı.
  • Jack Bauer bir zamanlar marstaydı onun için orda hayat yok.
  • Jack Bauer soğanları ağlatır.
  • Eğer Jack Baouer Seinfiled deki Kramer'ın komşusu olsaydı emin olunki Kramer kapıyı çalardı.
  • Eğer Jack Bauer rüzgara kızarsa rüzgar yön değiştirir.
  • Jack Bauer Lost adasında 24 saate kaçabilirdi.
  • Jack Bauer'ın ölü olduğu düşünüldiğim 18 ay boyunca CTU 1milyon dolarlı mermi tasarufu yaptı.
  • Jehovah şahitleri Jack Bauer la 5 dakka görüştükten sonra onun tanrı olduğuna inandılar.
  • James Bondun öldürme lisansı vardır. Jack Bauer lisansa ihtiyaç duymaz.
  • Jack Bauer yalan rüzgarını sonlandırdı.
  • Jack Bauer hiç taş kullanmadan 2 kuş vurabilir.
  • Jack Bauer asla meşgul sinyalı almaz kimse Jack ile konuşamayacak kadar meşgul olamaz.
  • Jack Bauer ın plakası IKIL4CTU
  • Jack'ın silahı üstünde koruma Jack'ı değil silahı korumak içindir.
  • Bir ampülü değiştirmek için kaç Jack Bauer gerekir. Hiç Jack karanlıkta görebilir.
  • Jack Bauer ile elektirikli sandalye arasında ne fark vardır? Jack önce sizi konuşturur!
  • Jack Bauer sıfırı bölebilir.
  • Jack Bauer asla uyumaz... Gereken uyumayı ya dayak tan baygın ken yada geçici olarak ölmüşken sağlar.
  • Jack Bauer 24 ün bilgisayar oyun yapıldığını duyunca yapımcıyı öldürmüş kimse Jack Bauer la oynayamaz.
  • Yağ ile su Jack onlara Söyleyinceye kadar karışmaz!
  • Jack Bauer asla gribe yakalanmadı! nerden mi biliyoruz? Grip halen mevcut
  • Sopalar ve Taşlar kemiklerinizi kıra bilir ama Jack Bauer herzaman öldürür.
  • Jack Bouer'ın evindeki alarm sistemi evine giren yabancıları uyarmak için var.
  • Ne zaman Jack Bauer NOW diye bağırsa bir terorist ölür.
  • Eğer Jack Bauer sizi kovalıyorsa bu yorgun ölüceksiniz demektir.
  • Ölümsüz olabilmenin tek sırrı Jack Buer ın size "sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim demesidir!"
  • HULK bir defasında okadar kızmışki Jack Bauer a dönüşmüş.
  • Jack Bauer gözleri açık hapşura bilir.
  • Jack Bauer bal yemez arıları çiğner.
  • Jack Bauer hiç bir zaman 3 e kadar saymaz! Asla.
  • Grand Theft Autoda 7 yıldız alırsanız peşinizden Jack Bauer gelir yedi yıldız almak istemezsiniz!
  • MacGyver günlük aletlerle insanları kurtarır. Jack Bauer ise günlük aletlerle insanları öldürür.
  • Jack Bauer doğum kontrol yöntemi uygulamaz sadece hamile kalmamanızı söyler.
  • Jack Bauer'ın CTU da çalışma sebebi sadece bedava cephane.
  • Jack Bauer'ın telefonun pili 12 yıl önce bitmiş şu anda sadece saf adreanalin ile çalışıyor.
  • Jack Bauer nişan almaz merminin nereye gideceğini söyler.
  • Kim Bauer bir keresinde veli gününe babasını çağırmış... ve okula silah getirmekten uzaklaştırma almış...
  • Jack Bauer 'ın kan grubu Testestorondur.
  • Jack Bauer savunma bakanlığına çalışmaz çünkü savunma bakanlığı odur.
  • Jack Bauer kitap okumaz kitapları istediği bilgiyi verinceye kadar sorgular.
  • Clark Kent kendine supermen ismini seçti çünkü Jack Bauer önceden alınmıştı.
  • Eğer Jack Bauer sadece onunla konuşmak istiyorum diyorsa ve bu kişi siz isenin.. Dostum sen mahvoldun!
  • Birisi Jack Bauerda kim ulan linki tıklamış aynı anda kapısı kırılıp bomba ile ilgili ne bilgi varsa öğrenin ceye kadar işkence görmüş artık Jack Bauer kimmiş öğrenmiş.
  • Jack Bauer size zıpla nerde ona ne kadar yükseğer değil Ne zaman yere ineyim diye sorarsınız!

Thursday, July 13, 2006

Devam (VI) Sondan bir önce...

İleri birliklerini kaybetmişti kral. Üzerime iki dev ordu göndermişti ama hiç biri başarılı olmamıştı istenilenin aksine gelen rdular bana daha içeri ilerlemem için gerekli olan erzağıda getirmişti. Büyücüler düşman askerlerinin ruhlarını ateşimin içine gönderioyrdu sarayımın avlusunda yanan ateşin ışıkları artık bu iyilik güzellik dolu ülkenin saçtığı ışığı karanlığa bastırıyordu. Bir çok köy boşaltılmıştı halkın çoğu kalenin içine çekiliyordu. Son kamp yerimiz de dev çadırımın kurulu olduğu tepeden Kralın ve alilesinin sığındığı saray gözüküyordu konsantre oludum çook gerilerden öğrenilmiş bir büyü geçirdim aklımdan... Kenardaki korudan bir karga yükseldi gözlerim oldu benim kulağına gideceği yönü fısıldadım... Kaleye doğru uçmaya başladı kaleye yaklaştıkça önce kalenin surlarındaki cesur gözcüleri gördüm. Sonra içerdeki korkmuş halk... iç kısımlarda saraya doğru uçmasını söyledim kargaya.. Bir balkona kondu karga içeride onu gördüm sonra karga başka bir balkona yöneldi gene trabzanlara kondu. Komutanlarıyla harıl harıl konuşuyordu büyüclerde yanında bilge büyücüler bir şey yapmazken çaylak ve çok hırslı olanlar kendi çaplarında krala gösteriler yapıp ona cesaret veriyordu. Bir anda karga sarsıldı bir çırpanışa bir boğulma bende hissettim bu boğulmayı karga uçamdığı halde yerden havalandı bilge büyücülerden birinin önene geldi. Büyücünün beni gördüğünü anladım o anda bana bakıyordu büyü gücü bendne kat kat güçlüydü öylede olmalıydı ben sadece bir kaç büyü ezberlemiş büyüden çok kılıcına güvenen bir savaşçıyım aurasının arkasına saklanan bir vur kaççı değilim. Büyücü bunun farkındaydı ve kargayı eline aldı ve tek hamlede kafasını vucudundan ayırdı. Onun için o karga artık karanlığımın bir parçasıydı ve yok edilmeliydi. Benim için ise o karga birazdan ölücek bir sürü masum köylüden kat ve kat değerliydi.....
Okçularımın komutanına haber verdim bütün bölüğünü toplayıp yola çıkması için bütün. Bende hafif zırhımı kuşanıp kara okumu aldım. Dışarı çıktığımda komutanım hazır beni bekliyordu bende at bindim kaleyi menzilimiz içine alıncaya kadar ilerlemeye başladık. Kaledekiler de görmüş olmalı bunu surlar bir anda okçularla dolmaya başladı. Uzman okçular belirli bir seviyede durdular bu bir gösteriydi onlar için normal bölüğün gerisinde dururlar ama onlardan daha iyi hedef vurular. önce çok ufak bir grup yaylarını gerdi durup onları izlemye başladım zaman ağırlaştı yayların gerilmesi limitlerine gelip çatırdamaya başladıklarını duyuyordum ve ilk okun fırlayışı okun düştüğü yerde ya bir asker yada bir sivil olucaktı önemli değil sadece biri ölücekti bir kaç saniye sonra ateşe atılan bir ruh daha sonra bir kaç ok daha kaleden de bir kaç ok atılıyodu ama varamıyorlardı durduğumuz yere... Hiç beklenmedik bir olay oldu bir anda kalenin kapıları açıldı ve hepsin yok ettiğim sandığım süvariler kapıdan fırlayı verdi amaçları korumasız okçuları doğramaktı bu çok iyi bir taktikti ama hesaba katmadıkları bir şey vardı atları. Atlar ne kadar zeki olurlarsa olsunlar her zaman korkak hayvanlardır. Hızla üzerimize gelen atlılara yapılıcak en basit şey belli bir noktaya gelmelerini sağlamak ve yatay atışa hepsini deşmek... Dediğim gibi olduda bir kaç acemi okçu öldü bir süvari yanıma kadar ulaşmayı başardı ama oda 1 metreden atılmış bir çelik ucun zırhını delip içinde parçalanmasıyla ölüp gitti. Yanımızdaki oklar bitinceye kadar kaleyi ok yağmuruna tuttuk geri kalan birliklerim artık yanıma gelmişlerdi. Uzun menzilli silahlarım piyadeler tarafından kuruluyordu katapultlari
, istila kuleleri, koç başları.... Bir kaç genç büyücü kendilerini ustalarına ispatlamak için gökyüzünden ateş topları yağdırmaya çalıştı ama başarılı olamdılar verdikleri zarar bir kaç yüz askerden fazla değildi bende milyonlarcası vardı. Bütün ordumu istediğim konumlara yerleştirdim ve hazır olun emirin verdim....

Friday, July 07, 2006

NeW LogiC

Google'ın siteyönetimönerisi olduğu için comment's kısmı yeniden açılmıştır.

Thursday, July 06, 2006

Mutlululululu...

Eski ye duyduğum özlemin noktalandığı güzel günler yaşıyorum... İnsanların birbirini iyi tanıdığı iletişimin mükemmel olduğu günler... Alınmak darılmak yok şu günlerimde... Beni olduğum gibi kabul etmiş insanların yanındayım özümdeyim... Aynı yağın içindeyim yeniden gevrek gevrek kavruluyorum... Kışın getirdiği karamsarlık acılar hüzünler nadiren geceleri geliyor aklıma güzel günler yaşarken moralimi düşürmektense yükseltiyor çünkü o yaşananlarla ölmedim evet düştüm dizlerim dirseklerim parçalandı... En ağır zırhlarımı çektim üstüme yaralrım görünmesin diye. Yılmadım ayağa kalktım devam ettim hayatıma iyileşmiş yaralarla... Derin yaralar asla iğleşmez derler evet iğleşmez çünkü derin yaralar hisleride yok eder... Hissler yok olur orda... Rahatım uzunca bir süre bir şeyler hissetmeden hiç zarar görmeyeceğimi düşünerek...

Sunday, July 02, 2006

Rüya

Yazları çok sıcak insanın kendi beyni ona nasıl oyunlar oynuyor hele benimki... Rüyamda gördüm onu gene bana ulaşıyordu bir şekilde kendini parçalamıştı yaralrı bereleri vardı bir köşede çökmüş kötü kötü bakıyordu bana her zaman yaptığı gibi yanına gittim. Çömeldim yanına gözlerine baktım... Yeişl gözleri geldi önüme içimden gülümsedim herşeyi gibi gözlerinin rengide sahteydi. Sözleri beni düşüncelerimden uyandırdı . "Beyendinmi yaptığını umarım mutlusundur." dedi büyük bir nefretle. Bir öfke dalgası doldu içime bilrim bu hissi bir insan olarak en büyük vasfımdır öfkem gırtlağıma kadar geldiğinden yüzüme belirir dünyanın en korkunç gülümseyişi. Bu gülümseyişi bilir beni iyi tanıyanlar o dakkadan sonraki insan benim için ölü bir insandır onu al aşağı etmek onu mahvetmek için elimden geleceğimi bilirler. "Cevap olarak ağzımdan senden mutlu değilim çıkar"... O ise ekler ne olur "gitme geri dön otele birlikte dönelim" ben ise daha fazla olmaz artık istemiyorum bıktım hayır... Midemde kasılmalarla ve yanmalarla uyandım sıcak ve ter içinde telefona baktım sanki birşey beklermiş gibi. Kafamı yastığa koyardum diyoloğu düşündüm yaşadığım anıların harmanı olan o diyalogları saçama yerlerde ama yaşanmış olaylar. Derin bir off çektim müzik setinin kumandasını aldım elime sabahın bu vaktinde jazz çalan bir kanal buldum hep değişik duygular uyandırmıştır jazz müziği bende hiç bir sanatçısını bilmesemde. En büyük aşklarımı jazz müzikle yaşamışımdır(anlayana)... Güneşin ilk ışıkları gelicektir bir saat sonra ben kalkıp camı açtım. Biraz serinlesin diye odam ama nafile dışarısı içerisinden sıcak halen. Yatağa tekrar uzandım ellerimi başımın altına koydum. Gözlerim tavana bakarak kaybolmaya başlayan o yüzü getirdim aklıma silikti bazı yerleri... Unutmam lazım dedim kendi kendimi unutmaaam lazım. Unutmalıyım... unutacağım... derken karanlık uykunun tatlı kollarına tekrardan döndüm o gece.

Unuttum bir daha hatırlamamak üzere dönsede halen rüyalarımda bana geri...

Monday, June 26, 2006

Makina

İnsanlar ne kadar ilgiye muhtaç her yana yansıtıyorlar bunu her yerde bir ilgi kuyusu dolmayı bekiyor. Bir makina olmalı dünyada bu tip insanları poh pohlaycak istedikleir ilgiyi verecek onları huzura kavuşturucak. Bu tip insanları hep kuyunu içine düşmüş olarak görürüm hep bir yardım çılığı vardır esasında memnunlardır hayatlarından çünkü her zaman başlarında birisi dikilir ay bişey oldumu yardım edelim diye. Kimisi gerçekten çıkmak ister ordan kimisi istemez memnundur tıkıldığı delikten... Üçe ayrılır benim dünyam da insanlar kuyunu içindekiler kenardakiler ve bu iki insan tipini kuyunun içine itip üstlerini betonla örtmek isteyenler. İlgi yükleme makinası yapmaktansa elimizdeki paranın %50 siyle bir gradyer bir de beton mixeri alsak daha iyi etmezmiyiz. Kuyuları doldursak kendi umursamazlığımız hüküm sürse dünyaya.

Wednesday, June 14, 2006

Kurtarıcı

İlk gördüğümde kalabalığın içinde gözleriyle kurtar beni demişti bana... Boyunu bükük kalbi kırıktı tanıdığımda onu... Kurtara bileceksen kurtar beni diyordu bir daha hiç bir zaman sevemeyeceğine inan ucubelerin arasından... Sen dedi "sen kurtarıcaksın beni çünkü sen nasıl olduğunu biliyorsun... uzun süren bir açlık gibi biliyorsun"...
Ellerini uzattı bana o güzel ellerini kurtar beni dedi tekrar. Ellerini yakaldım bütün gücümle canı yandı kendime çektim gene canı yandı ama yüzü gülüyordu kurtuluyordu çünkü. Bana doğru bütün hızıyla gelip göğsüme çarptı düşmesin diye tutum onu oda beni sımsıkı sıcaklığını hissettim kalbini hissettim korktuğum gibi gidişini hissettim kolarımın arasındayken yok oluşunu hissettim gidişini ve bitişini... Ruhsuzca yere baktım boş kollarımla bir adım attım ikinci geldi sonra üçüncüsü bilmeden düşünmeden....

Monday, June 12, 2006

Şiddet

Önce bir düşünceydi... Düşüncesi bile bütün sinir uçlarımı uyarmaya yetiyordu... Dünyada zaman duruyordu düşünce aklımdayken şiddet uygulamalıydım diyorum kendime... Peki ya derecesi? Ne kadar acımasız ne kadar sert olmalıydım bu zalimliğe... Bir limit koymalımıydım? HAYIR... Planlar var aklımda başlayan... Ellerimde biten... Diyelimki karşıma şu anda karşıma çıktı yumruklarım yeri buluncaya kadar yüzünümü ezsem... Yoksa bir kenardan bulduğum kılcı tam göğsünemi saplasam kan mı akmalı illa nefretimin geçmesi için halbuki bu düşünceler aklıma geldikçe hep ensemden ısı olarak uçup kaçacağına inanırım birazcık sıcaklık birazcık sabır hiç bulaşmaya deymez. O hayır bu sefer değil bu sefer göğsünü kurşunla doldurmam lazım ki rahatlıyım.. Peki ya sonra rahat uyuya bilecekmisin onun acısı 3 saniye bile sürmeyecek.. Bazukamı kullansam yok yok oda olmaz gözlerinin içine bakıp o korkuyu yaşadığını görmem lazım en iyisi kılıç hayır haıyır yumruk ııııhh. Yok oda yetmez... Kelimeleri kullanmak lazım öyle cümlerler kullanmak lazımki duyulduğunda unutulmasın kıymık gibi devamlı batıp rahatsız etsin öyle şeyler söylenmeliki ölümüş olmayı dilesin karşındaki. Öyle sözler söylenmeliki...

Sunday, June 11, 2006

Dengeler

Belirli dengelerle yaşıyoruz yaptığımız saçmalıkla o dengeler içinde kalıyor. Yapıtığımız işler bazen gururumuzdan bazen nefreitimizden ve bazen de sevdiğimizden. Hayatta en çok şundan nefret ederim, haz alırım , mutlu olurum diye başlarız bazne cümlelere kişiliğimizi anlatmak için ama kişiliğimizi yaratan nedir kaynaklarımız nerden gelir. Kişilğimiz bir yağlı boya tablosumudur üst üste boyanmış katmanlardan oluşan her seferinde eski bir resmin üstüne boyana yeni bir resim gibi belki üstümüzden tinerli bezle geçseler temelde hepimizin aynı boş beyaz tualler olduğumuz gözükücek. Yapıtğımız herşeyin esasında o tuali boyamak olduğunu belli edicek.

Göz boyamakmıdır kişilğimizi yaratmak yada bir kaç fırça darbesiyle mi değişir karakterimiz bu kadar kolaymıdır. Belkide değildir belkide karakterimiz kişiğiliğimiz bir heykeldir ne kadar çok değişirse okadar ufalır ve sonunda molozdan başka bir şey kalmaz elimizde. Değiştikçe yok oluyordur belki karakterimiz kişiliğimiz. O yüzden inatçı oluyoruzdur alışkanlıklarımızda galiba yok olmamak var olmak için. Bazen zorlamıyoruz anlamak için hayatı anlasak ne olucak hayatın anlamı nedir derler ozaman sanırım hayatın anlamı hepimize son nefesimizi verirken kulağımıza fısıldanıcak ve onu hiç kimseyle paylaşamayacağımız bir cümle...

Tuesday, June 06, 2006

Lanetlenmiş Omuzlarım

Bir sonraki şehre uzanan bu gece
Gece bir sonraki şeride kan damlatırken
Bir önceki güne asla dönüp bakma
Zaman suçlardan başka bir şey anlatmaz sana
Lanetlenmiş omuzlarımdan sen... tut beni
Telaşla örttüğün gibi her şeyi
Bir sonraki aşka uzanan bu yarış
Bu yarış binbir acıyla beni yaşatırken
Bir önceki düşten artan bu yalnızlık
Bu yalnızlık artık cok fazla bana

Monday, June 05, 2006

ANAHTAR

Aşık oldum tamam
Unuttum aşkını
Ama içimdeki acı geçmiyor
O ne zaman bitecek
Başkası canımı yakana kadar
Hep sanamı üzülücem...

C.Y.

AZAR

sevemeden gitti denilsin arkamdan
aşk sofrasının kaşığına bile dokunmadan
herkez yiyip içerken ellerim masanın altında
ağladığım görünmesin diye hızla kalkayım masadan
koşarak
ve koşarken tek cümle aklımda...
annem değil mi ben doymadan uyumayan
dönemliyim masaya ama hiç konuşmadan
kaşlarım çatık bir çocuk gibi durmalıyım sevdalarımın arasında
annem azarlasın beni...
"hadi evladım yüreğini soğutma!"

C.Y.

Friday, June 02, 2006

Devam (V)

Ordumu topraklarına girdiğinden beri kendini beyenmiş kral korkup kaçmam için büyücülerine ülkesi kaplayan ışığı arttırdıkça arttırıyordu. Benim büyücülerimde tam tersini yapıp içimizdeki karanlığı arttırıyordu. Işığın aydınlığı bize ulaşamıyordu bizim için halen karanlıktı dünya. Geçen seferki gibi çekinerek değil yıkarak yakarak ilerliyorduk. İlk gün KArşıma aperatif olarak bir ordu sunuldu. Değişik silahları vardı çok fazla ses çıkartıp siyah gülleler atıyorlardı üstüme hiç umrumda değildi çünkü gülleler bize ulaşamadan havada elit birliklerim tarafından yok ediliyordu geri kalan saçma yağmuru hiç bir şey ifade etmiyordu. Yeni silahların atışları durmuştu belli bir süre sonra fark etmişlerdi faydası yok uzun menzilli birliklerimi önce çıkardım kanatlara süvarilerimi koydum elit birliğim çoktan düşman birliğin tedariğini, yardımın kesmek için cephe arkasına sızmak için yola çıkmıştı. Düşman birlikten paralıtılı zırhlar içinde bir komutan 4 nala at sürmeye başladı. Konuşmak istiyordu. Komutanlarımdan biri sanırım teslim olmak istiyorlar dedi. Bense hiç konuşmadım atımı mahmuzlayıp bana doğru gelen atlıya doğru sürdüm. Ortada buluştuk... Karşımdaki kişi bana dik bakışlar ve sinirli bir tavırla "Hemen geldiğiniz yere geri dönün barış anlaşmasını çiğniyorsunuz dedi" İçimden Önce ateş ederler sonra işleri kurala vurdururlar. Gözlerine baktım o da anladı neden orda olduğumu neyin peşinde olduğumu niye onları yok etmek istediğimi anladı. Bir anda bütün o dik bakışları ve nefreti kayboldu. Omuzları çöktü yüzüne neden böyle olmalı ifadesi geldi. Ağzından bunu yapmana gerek yok. Sen yokken herşey çok değişti bizi yenemeyeceksin bizde seni tamiyle yok edemeyeciğiz hiç bir zaman dedi. Bu sözler i duyunca kafamı öne eydim gülümsedim. Kafamı tekrar kaldırdığım da gülümsememin srıtmaya dönüştüğünü gördü karşıdaki kişi kalın zırhını yırtıp tam kalbine giren kara kılıcımla. Bunu gören düşman önce şaşırdı bu şaşırışlarını hayatlarıyla ödeyeceklerdi. Bütün ordum napıcaklarını biliyordu bu aşamadan sonra kanatlardaki atlılar düşmanı ortada toplayacak uzun menzilli silahlara sahip askerlerim onları uzaktan öldürecekti piyadelerimi harcamayacaktım onları kaleye saklıyordum...

Saturday, May 20, 2006

Devam (IV)

Her şey hazırdı orduma son kez baktım ufuğa doğru ufuktaki ışıklar şaçan ama ülkemi aydınlatamayan ülkeye doğru yok edicektim onu artık. Avludan aşağı inip ahıra gittim atım en yol zırhıyla kuşanılmıştı. Üstümdeki zırha aldırmadan tek hamlede bindim atıma... İlerledim komutanlarımın önüne çıktım. Saygı ve korkuyla harmanlanmış bir ifade vardı gözlerinde. Bütün sesimle bağırdım "Karanlığın askerleri işte beklediğiniz an bugün bu sefer barış antlaşması olmayacak bu sefer yanılsama olmayacak bu sefer orta yol bulunmaya çalışılmayacak..." Komutanlarım atlarına bindi ve bölüklerini başına geçti bende hepsinin önüne ve gözlerimiz kamaştıran askerlerimi ve beni kör etmek için parıldayan ışığa doğru harekete geçtik.

Wednesday, May 17, 2006

Mırıntı

Bulundukları bölme su doluyordu büyük bir hızla. İçerdekiler dalgaların arasında bir çıkıp bir batıyorlardı. Belki bu kadar hareket etmeseler su bu kadar dalgalanmayacak ama panik hakim odaya bunu düşünücek durumda değiller. Su odaya dolduğu gibi bir yandan da boşalıyordu. Biraz daha geçti zaman aynı durumda... Sonra büyük bir çarpma sesi duyuldu ve suyun akması kesildi ve çok yüksek bir hılza su boşaldı. İçerdekiler ere serildi ve biraz soluklandılar. Yerde yatan insanların en başında duran kız az önce onların kemiklerini ezercesine su gönderen deliğe bakmaya bşaladı suyu ne kesmişti anlamaya çalışıyordu... Deliğe doğru süründü önce deliği kapatan şeyin rengini gördü "kahve" sonra üzerindeki budakları gördü bu kocaman bir ahşap parçasıydı. Kız kurtarıcısına dokunmak istedi elini uzattı bu el uzatış kıyameti ateşledi güvenilir gözüken tahta çatırdamaya ve su sızdırmaya başladı ve parçalandı. Su daha yüksek bir hızla dolmaya başladı önüne çıkan herşeyi karşı duvara fırlatıp ezip parçalayarak.

Monday, May 15, 2006

Demeden Edemeyeciğim

Karanlığımın siyahına dost iki renk" SARI KIRMIZI "...

Budamı rastlantı Aziz'e'...
Hindi kime bindi Tuncay...
Futbol çeneleri niye sustunuz...
Parayla değil alın teriyle...

Sarıyla Kırmızıyla Şampiyon olduk bütün zorluklara göğsümüzü gererek....


Thursday, May 11, 2006

Üç süper güç

Üçe bölünmeden önce koskoca bir kıtayı uyum ve barış içinde paylaşıyorlardı. O gezegendenki tek kıtaydı burası geri kalan kısımlar suyla kaplıydı gilecek başka bir yer yoktu. Kıtanın sınırları herkeze açıktı düzeni bozmadıkça. Sonra gezegene bir varlık geldi. Bu varlık kıtadaki kimi insanları çok derinden etkiledi. Kimisi ise bu varlıktan çok korktu geldiği yere gönderilmesi gerektiğini düşündü kimisi de umursamadı onlar için önemli olan barıştı önce aradaki kopmayı gidermeye çalıştılar ama bölünme kaçınılmazdı. Kıtada yaşıyan insanlar duyguları bakımın dan üçe ayrıldı. Gitmesini isteyenler, kalmasını isteyenler ve ikisi arasında bir yol çizmiş olanlar. Başlarda çok kısa bir süre gitmesini isteyenler baskın çıktı sonra sesleri solukları kesildi çünkü varlık kalmasını isteyenleri destekledi kendisi fark etmesede kalmasını isteyenler onu yüceltti onu OLMADIĞI hiçbir zamanda OLMAYACAĞI bir forma soktu varlıkta bundan faydalana bildiği kadar faydalandı. Sonra varlık bir anda fikir değiştirdi kalmsını isteyenlerin ilgisi ona ya yetmemişti yada beyenmemişti onları. Orta yol bulmaya çalışanlara yanaştı onları etklemeye çalıştı. Bu amacındada başarılı da oldu arada sıra kalmasını isteyenlerin sesini orta yolu bulmaya çalışanların gücüyle bastırdı. Zaman geçtikce varlık daha çok hata yapmaya başladı en büyük hatası ise başka bir gezegene gitmesi oldu arada sırada geri dönüp geride bıraktığı gezegeni bulandırıp yeni gezegenine geri dönüyordu artık. Bu gezegeni elinde tutmak için söylemedi yalan çevirmediği dolap kalmadı. Gitmesini isteyenler haklı oldukları halde susturulmuş olmanın verdiği hırsla bütün o zaman boyunca kinlerini, nefretlerini ve initikam planlarını biriktirdiler taki doğru günü buluncaya kadar. Bir gün varlık geri döndüm dedi sizmişsiniz benim tek insanlarım dedi üç gruptan da kimseyi ayırmayak ama buda bir yalanmış... Bir anda ortayolu bulmaya çalışanlarla kalmasını isteyenler yıkıldı kendi içlerinde çeliştiler... İŞTE GÜNLERİ gelmişti gitmesini isteyenlerin o güne kadar bir sürü silah bir sürü plan biriktirmişlerdi varlığı bu gezegenden yeterince uzak tutmaya yeticek kadar saldırıları okadar ani ve çabuk olduki kendileri dışında geriye hayatta kimse bırakmadılar. Varlık son bir oyun yapıp gitmesini isteyenleri her zaman affediceğini söyledi ama gitmesini isteyenler ona öyle bir saldırdıki hayatında hiç bir zaman böyle bir tepki beklemiyordu. Varlık önüne dökülen bütün yalanları yaptığı bütün oyunlarında kullandığı maskelerini toplayıp öbür gezegene kaçtı. Nüfüsü üçte bire düşmüş koskoca gezegende savaşın getirdiği yorgunluk ve bir bitkinlik vardı ama tatlı bir mutluluk kardeşlerini öldürmüş olmanın getirdiği hüzün kazanılan özgürlüğün yanında hiç kalıyordu. Bütün kıta yerle bir olmuştu ama çok hızlı toplanıyordu bu sefer. Tarihçiler bu savaşı ikinci özgürlük savaşı olarak kayda geçiricekti ama ilk savaştada olduğu gibi bu savaştada yaşanılan üzüntüler alınan dersler her yeni gelen varlıkta bir kenara atılacak ve her şey yeniden yaşanıcaktı. Taki kıtada hayat son buluncaya kadar....



Üç süper güçün kim olduğunu bula bilirmisiniz???

Monday, May 08, 2006

Korku

Ne zaman kaybetmiştim hiç hatırlamıyorum korkularımı. Ateşten, yüksekten, ölmekten korkmayı unuttum. Bir kibriti elim yanıncaya kadar tutabilirim elim yanar diye korkmadan. En yüksek yerlerin kenarına kadar gidebilirm düşüpde ölürüm diye korkmadan. Ölmekten de korkmamaya başladım belkide askalsın ölüyordum limitine çok geldiğim içinmidir?? Yükseklik ?? her defasından daha yüksekten atladım suya sonun da çoğun insan için yüksek olan 5 metre bile benim için sıkıcı bir düşüş oluyor artık. Peki nasıl bir duygu düşmek derseniz ben iyi bilirim tam geldim dediğiniz anda düşmeye devam edersiniz dehşet vericidir ilk seferinde suya vardığınızda güven sarar retrafınızı ve yeniden daha yüksekten atlama arzusu. Belki böyle böyle köreldi korunma içgüdülerim başka kim 5. kata apartmanın cephesinden tırmanır... Lisenin 4 kat yükseklikte tırmanma duvarına güvenliksiz tırmanır??? Çocukken çok düştüm çok parçaladım dirseklerimi dizlerimi bilirim yaraya basılan tentirdiyotun acısını ama o acı bitişi temsil eder acıların. Çünkü ondan sonra bir daha acımaz. Canımda zor acıyor artık anca çok ağır darbeler hissizleşiyorum gittikçe. Geçirdiğim ufak operasyonlarda doktorlar bile şaşıyor sakinliğime yaptıkları işleri nasıl izlediğime, etimi yakarken, tırnağımı sökerken, dikişleri atarken. Kimseyi kaybetmektende korkmuyorum körlemesine korkusuzum anlaşılan bu hayatta. Kırılmaktan, incinmekten, üzülmekten, zarar görmekten ve ölümden korkmuyorum nedenimi ? Kullanılmayan herşey körelir ben hayatta kalma iç güdülerimi köreltiyorum kasten ve isteyerek kendi kıyametimi hazırlıyorum biliyorum. Duracağım yer geldiğinde umarım durabilirim...

Sunday, May 07, 2006

Devam (III)

Uyanıyorum yaşadığım yerden daha karanlık olan uykularımdan gene üya görmedim sadece kaybolan ruhların yalvarışları... Kapı açılıyor hizmetliler içeri geliyor kahvaltımla ne var diye bakıyorum tepsiye.. Bu karanlık toprakların yetiştirdiği renkisiz meyvalar akınlarda yakalanan ineklerden eldeedilen kahvaltıda yenicek et yemekleri pekde zengin olmayan ama doyurucu bir kahvaltı. İlginç bir şekilde özlemini duyuyorum bu kahvaltının ve tabiki büycünün bana hazırladığı iksir güçlerim de zayıflamıştı iyice bu sabah için bana özel bir doz ayarlamıştı kaybettiklierimi de yerine getiricekti... Kahvaltımı bitiriyorum odamdan çıkıp giyinme odasına geçiyorum gene hizmetkarlar çevremde dönmeye başlıyor. Önce örme zincirden yapılmış zırhımı üstüme geçiriyorum bu zırha hiç bir kılıç işlemez bu hep böyle oldu. Onun üstüne ince deri bir zırh dökülücek kızgın yağlara karşı... onunda üstüne gene siyah metalden bir kalın zırh oda oklara taşlara karşı.... Büyücünün iksirini içiyorum kafamda çılgınlar gibi sesler duyulmaya başlıyor. Hissizleşiyorum bir naada oda daki bütün objler konuşmaya başlıyor hepsini farklı birşekilde görüyorum hepsini hissede biliyorum bütün gücüm odanın içne doluyor. Kılıcımı çağırıyorum bütün hızıyla yanıma geliyor belimdeki kuşağa takıyorum onu da zırhın ağırlığın ihç hissetmiyorum bile çünkü bir uzvum haline geliyor hepsi. Avluya çıkıyorum odadan kenra geliyorum ve orduma bakıyorum beni bekliyor aynen orada bıraktığım gibi tek fark kan istiyorlar artık bolca dökülecek kan...

Friday, May 05, 2006

Kokular

Kokular her taraftan gelirler burnumuzdan içeri girip beyinde gerkli yerleri uyandırmasına asla engel olamayız peki kokular sadece beynimizde kötü bir koku iyi bir kokumu dürtülerini uyandırır?? Bence kokular hayatımızda yaşadığımız anılarıda hatırlatır. Yeni aldığımız bir defter ilk okul orta okul lise bütün o ilk başlangıçları hatırlatmazmı yada durduk yere gelen bir kan kokusu neleri hatırlatır bana çok şey hatırlatıyor. Yana ateşin kokusu ne güzel anıları vardır bende... Geceleyin kalkıp bardakların olduğu dolabı açtığımda burnuma gelen tutkal kokusu o dolapların montaj gününe geri götürü beni.. Yada mazot kokusunun yaz tatillerinde tekne de yaşadıklarımı getirir aklıma. Kokular anıların anahtarı olabilir diye bilirmiyiz? Bence diye biliriz...

Thursday, May 04, 2006

Devam (II)

Karanlığın içinde adım adım ilerliyorum ayakalarımı görmeden rotamı ilerde duyulan su sesine çevirmiştim biliyorum ordan bir dere geçmiyor orası karanlığın merkezini koruyan içinde türlü kötülüğün yattığı kaleyi koruyan bir su kanalının sesi o. İçinde neler vardı köpek balıkları, timsahlar, kayıp ruhlar, zombiler... Başka insanların iyiliklerini saniyesinde emip yok edicek varlıklar. Yürüdüğüm yol vıcıklaşıyor sus sesi de arttı çok bu demektir artık suyun kenarındayım şimdi taş kaideyi bulmalıyım gözlerimi kapatıp iç güdülerimle ilerliyorum evet soğuk taşlar hissedebiliyorum ellerimle... Yokluyorum birazcık doğru yeri bulunca çatırtılarla bir makneizma çalışmaya başlıyor. Herşeyin siyah beyaz olduğu ışığın hiç istenmediği bir yere ilk defa ışık yayılmaya başlıyor ama bu ışık sahibi dışında kimseye hizmet etmeyen bir ışık... Köydeki varlıklı insanların ışığa alışmış köleleri büyük bir hvesle ışığa koşuyorlar bir çıkış bulduklarını düşünerek hepsi bir anda kör oluyor çünkü bu ışık sadece tek bir kişiye ait. Tahta köprü yere değdiğinde ışığa doğru yürüyorum içeri girince köprü yeniden yükselmeye başlıyor. İçerde yana kocaman bir ateş aynen bıraktığım gibi... Ateşe yaklaşıyorum içinde tanıdık yüzler görüyorum açıyla çığlık atıyorlar elimin tek hareketiyle bir anda çığlıkları duyulmaya başlıyor. Gene aynı hareketle seslerini kapıyorum kendi çığlığını duyamamak bile tek başına bir işkence. Ateş ten uzaklaşıp merdivenlere yöneliyorum. Hizmetkarlarım diz çöküyor biliyorlar efendileri geri döndü... Biliyorlar barışın bittiğini... Savaşın yeniden başladığını ve artık hiç bir kuralın geçerli olmadığını...

Onlarda korkuyor kaşılarındaki bu varlıktan çünkü hiç tanıyamadılar onu. Onlar için bu varlık aklından 1000 lerce düşünce geçen her yeni zamanda yeni bir ızdırap fikriyle ortaya çıkan bir şey. Onu 100lerce savaştan çok ağır yaralarla geri dünmüş olarak gördüler ama bir kez ağzından açıyor kelimesi çıkmadı. Baya bir korku ve baya bir saygı duyuyorlar ona...

Karar odama giriyorum bir kitap havada süzülerek önüme geliyor bir şeyler diyor. İçimden saçmalıyor diyorum elimle bir yana itiyorum kitabı ihtişamlı koltuğuma yöneliyorum. Kenarda dayalı duran kılıcı çekiyorum. Siyah çelikten yapılmış bir kılıç bu kör gibi gözüküyor ama en iyi zırhları bile sanki kumaş kesiyormuş gibi ikiye ayıracak kadar keskin bu kılıç benim gibi asla ne olduğunu göstermiyor. Düşmanını kandırıp yanına çekiyor sonra bitirici hamleyi vuruyor.

Devam edicek...

Yalnız Bir Gün

Ne kadar yalnız bir gün ve benim günüm.
Hayatımın en yalnız günü.
Bu kadar yalnız bir gün yasaklanmalı.
Hayatımın en yalnız günü.
Böyle bir gün olmamalı.
Bugünden hiç bir zaman kaçamadım.
Hayatımın en yalnız günü.
Eğer gidersen bende senle gelmek istiyorum
Eğer ölürsen bende seninle ölmek istiyorum.
Elini çek ve uzaklara yürü..
Hayatımın en yalnız günü.
Hayatımın en yalnız günü.
Çok yalnız bir gün ve benim.
Bugün hayatta kaldığım için çok mutluyum.

Wednesday, May 03, 2006

Uğraşamam

Uğraşamam kimsenin kaprisiyle, siniryle uğraşmayacağım caba sarf etmeyeceğim insanların düşüncelerini değiştirmeye, kendime önem vereceğim çünkü kendimden başkasına güvenmek çok riskli geliyor.... Dürüst insan arıyorum kendime buldummu korumaya çalışıyorum... Karakaplı defterim var insanların hatalarının yazdığı... Okadar kalın bir defterki açılıp okunmaya kalksa parçalanır gider... mi? acaba gitmez o kadar sağlamki o defter değil parçalanmak nükleer bombaya bile karşı koyar çünkü orda ilerde tarafınıza karşı kullanılıcak bütün kozlar yazıyor kullanıp kullanmamak bana kalmış. İntikammıdır bunu adı evet intikam... Kincimiyim evet kinciyim fil gibi bir hafızam var kötülük konusunda tilki kadar kurnazım olayları içinden değil dışından görürüm olayları yönetmektense dönüşüne göre üfleyerek yavaş yavaş istediğim duruma geitrip onları parçalamak yönetmek vs vs ... Çılgınlık yapmak laızm bu aralar çok düzenli olmaya başladım... Napsam napsam.... En iyisi yatmak ve daha fazla saçmalamamak...

Tuesday, May 02, 2006

Kasten farkında olmamak ...

Yanımızda bizim için atan bir gönül olduğunu nasıl anlarız fark edebilirmiyiz kolayca onu ? Peki o bizimde aynı şeyleri hissettiğimizi fark edebilirmi ? Oda koşullarında bu iki kişinin bir araya gelmemesi için hiç bir sebep yoktur peki ya oda koşulları yoksa ve insanlarda yaralı çekinik ve bir bıkkınlık halindeyseler. O zaman ne olucak birbirlerinin hamlelerini her hareketlerini doğru yorumluyorlarsa neden halen ilk adımı atmaya çekiniyorlar. Neden bu korkaklık her iki tarafında kendisine göre geçerli bir sebebi var evet ama... Neden? Gönül gözü demişler boşuna dememişler gönül gözüyle görmek karşındakini tüm kusurları silinmiş olarak görmek. Onu mükkemel hale getirmek. Peki ya gönül gözü körse ?? Belliki kör hemde doğuştan ee karşı tarafta körse ne olucak... Kavuşamayacaklarmı bu iki kişi hiç bir şekilde... GÖNÜL GÖZÜ KÖR OLSA NE OLUR AŞKIN GÖZÜ KÖR DEĞİLMİDİR???

Thursday, April 27, 2006

Yaklaş

her yeni aşkta kandırdın beni gönül
hepsi güneş kadar sıcaktı ama
hiç biri yoktu yanımda geceleri
acı bana artık gönül
ben vazgeçtim sevmekten...
birazda sen üzül

Ch.Y.

Yalan

Neden yalan söyleriz? Neden dürüst olmak varken neden yalan evet bazı insanlar yalanlara inanır ve çok rahat uyutulur peki ben neden o insanlar gibi olamıyorum... Neden herkezin yalanını ortaya çıkarmak gibi bir kötü huyum var. Belki çok yalancılarla karşılaştım. Yalan söyleyen insanlar duraksar gözlerini yukarı çevirir sağa doğru hayal merkezlerine doğru hemen anlarım. Bir sonraki lafları gerçeklik payı taşımıyor olucak benim için. Peki ya yüzlerini göremediğimde işte o zaman iş değişiyor çünkü kısa süreliğine nedense inanıyorum sonra bir falso hemen su üstüne çıkan bir yalan daha... Hadi ben ikizlerim bazen çift karakterli bir insan oluyorum ama sadece çift karakterli bir gün nefret bir insanken öbürgün anlayışın doğruğuna çıkabiliyorum. Acaba diyorum sorun burdamı ikizler olmamdamı... İyide ben burçlara inanmamki. Dürüst olursa insan belki affedilir ama neden yalan.. Neden oluşucak olan kırgınlığı patlayacak olan bir öfkeye döştürmeyi tercih ediyorlar. Belki bnei tanımıyorlar belki hafife alınıyorum olabilir ama bunlar genede yalan için bahanemi... Değil !! Hal böyleyse bana düşen o insanı insanları anılarımdan hafızamdan hiç bir zaman olmamış gibi silmek çıkarmak. Yolda yürürken onları görmezden gelmek. Ne beddua okumak ne de iyiliklerini istemek yokmuş gibi davranmak.

Monday, April 24, 2006

Hayat

Hayat nasıldır derseniz bir çok kişi hayatı akan bir ırmağa benzetir nedendir bilmem bana çok saçma gelir. Bence hayat düşmesi yıllar alan bir yüksekliktir doğduğumuz an düşmeye başlarız bazılarımız sürtünmeyi kullanarak daha yavaş düşer bazılarımız kontrolünü okadar kaybederki zemine hepmizden çok çok önce ulaşır ve beklenen sonu yaşar.... Nednedir bilinmez düşerken istediğimiz kadar karizmatik olabiliriz ama sadece çevremizi kandırabiliriz çünkü biliriz hepmiz düşeriz. Kimsenin ağzına gelmez düştüğümüzü haykırmak... Belki hiç bir çağre olmadığı için bu düşmeye kabullenmişiz... Belkide düştüğümüzü kabullenirsek işlerin dahada kötü olucağını bildiğimiz için kabullenmeyiz... Bu işin sırrı nerde derseniz bu işin sırrı düşebildiğin kadar düşmek ve düştüğünün hep farkında olamak kim bilir belki yere konmayı başarabilirsiniz...

Hayat düşmektir sonunda hepimiz yere çakılıcaz ha sonra ha önce ne fark eder ama süpermen gibide dalmamak lazım...

Wednesday, April 19, 2006

Krallık


Krallığımın topraklarında yürüyordum . Siyah kısrağım ağır ağır toprak patıkayi yürüyordu köyün erkekleri zafer çığlıkları atıyor kadınları benim ve şövalyelerimin üstüne çiçekler atıyordu. Kaleme yaklaşıyordum yavaş yavaş kaç mimar bugnüe kadar o kaleyi bitirmeye uğraşmıştı 4 nesildir bitirmeye çalışıyorlardı kalemi ama bir türlü bitmiyordu neden bitmiyordu... Nerde hata vardı anlamıyorum önce iç binalar bitti sonra iç binaların ekleri bitti sonra dış duvarlar ben çocukken hatırlıyorum 3. nesil dış duvarlar yapılıyordu bu kadar koruma nedendi ? NEyi koruyordu içerdeki 2000 parça taşımı ? Ben zaten devamlı saldırıyordum ... Neyi koruyordu bu duvarlar krallığın hazinesinimi ? Yoktu ki öyle bir hazine olmadı hiç bir zaman olamyacakta... Hazineler krallar için değildir kraliçeler içindir benmide madem bir kraliçem yok o zaman hazineye neden ihtiyacım olsun bir sıra daha duvar yaptırırım kaleme...

Monday, April 17, 2006

Devam (I)

Odadan çıktıktan sonra o ışıltılı yolu gördüm güzel bir yoldu ama üstündeki ışık onu başka bir amaç için aydınlatıyordu... Gülümsedim soğukça çünkü o yol tercih ediceğim bir yol değildi. Çünkü sonu vardı ve sonun da üzülmeye çalışan ben olucaktım... Çalşıcaktım çünkü üzülücek kadar insancıl değilim daha çok vahşiyim. Sırtımı döndüm son kalan ışık hüzmelerine yeniden karanlığa... İçinie girdim karanlığın derin bir nefes aldım. İçime doldurdum karanlığı, kötülüğü, çıkarçılığı, ikiyüzlülüğü, dolandırıcılığı, yalancılığı... En aşşağlık duygularla yüzleşicektim artık ne kadar kötü olacaktım acaba eskisi kadarmı olucaktım diye düşündüm. Hiç acıması olmayan o insan olarak gerimi dönücektim bu dünyaya hep karanlık taraftan bakan bütün olayları bir felakete çeviren o güç mü olucaktım gene... Kesin dedim karanlığın içinde yürürken... Çoğu insan nedense korkar karanlıktan çünkü kötlüğü barındırır.. Hah ben ordan çıktımki !Aydınlık iyiliklerin içine.. Ben sonradan öğrendimki insanları düşünmeyi sevmeyi. Bilmezdim sevmeyi aydınlığı görünceye kadar şimdi gene karanlık ve gene nefret. Karanlık sardıkça bedenimi içimdeki nefret duygusu kabarıyor okadar çok artıyorki kelimeler ifade etmeme yetmiyor. Sonra sinsilik hislerim uyanıyor... İyiliğik duyuglarının vucudumda halen yanlış yapıyorsun çığlıkları duyuluyor dayan diyorlar dön ışığa var halen şansın onlar sanıyorlarki geri dönmek istiyorum çok emek sarfettiğim şeyleri korumak istediğimi sanıyorlar bilmiyorlar ki eski ben sevmediğim şeyi kırarım... Bırakıyorum karanlık onları boğuyor. Biraz daha ilerleyince insanı delirten sesizlik başlıyor. İşte ozaman fikirler berraklaşıyor, hedefler ortaya çıkıyor, yollar gözüküyor. Yüzümde sinsi ve pis bir gülümseme beliriyor artık kendi topraklarımdayım çünkü karşıma çıkanı uzlaşmadan yok edebileceğim kimsenin fikrini sormayacağım dünyamdayım karanlığımdayım. Artık yeniden karanlığımda boğacağım kurban arıyabilirim yeniden insanları üzebilirim...

Her keze iyi yaşamlar çünkü her an karşınıza çıkabilirim.....

Friday, April 14, 2006

Kısır Döngü

Gene kendimi burda buldum eski anlıların dolu olduğu oda daha önce kim bilir kaç defa yaptım gene yapıyorum. Karanlıkta durup ateşi izliyorum ne kadar duru özgün. Göğüsümdeki ağırlığı artık daha çok hissediyorum ama ne fark eder birazdan kurtulucam ondan yada umit ediyorumki kurtulucam. Kafamı öne eğiyorum gözlerim karanlığa alışınca eskilerin resimleri üstleri aydınlanıyor. Biraz tebessüm geliyor yüzüme önüme dönüyorum elimi göğsüme götürüyorum. ELimi daldırıyorum içeri sıcak ve ritmik olarak kığırdayan objeyi elime alıyorum dışarı çıkartıoyrum. Boşalan kısma ateş yandığı halde soğuk olan odanın havası doluyor. Biraz duraksıyorum bu oda niye bu kadar soğuk diyorum kendime koskoca ateş yanıyor sonra aklıma geliyor o ateşin orda olmasının nedenini. Sadece yok etmek esasında eskilerin hiç orda olmaması lazım ama onları ateşe atıcak kadar cesurmuyum belkide ateşi bir anda boğmak istemiyorum yavaş yavaş... Elimde ki obje ye dikkatimi yoğunlaştı suratımdaki tebessüm önce çirkin bir gülümsemeye sonrada duygusuz bakışlara dönüştü ateşe sırtımı döndüm bir adım attım kapıya doğru. Objeye baktım çiğerlerimdeki havayı dışarı saldım kafamı aşağı eydim ve onu omzumun üstünden ateşe attım... Kapıyı açtım dışarı çıktım alıştığım karanlığa döndüm geri....
Devam edicek...

Sunday, April 09, 2006

Joker

Oyunların kuralını bozan hep benim
Gırgır şamatayı seven hep benim
Bilin bakalım ben kimim
Hem senin hem onun yerine geçerim
Ama kendim olamam hiç olamam
Bilin bakalım ben kimim
Duymak istiyorsan beni
Önce bir gör kendini
İçindeki o haylazın sesi
Şhiit hadi şunu yapsana diyen benim
Kafandaki sorulara cevap veren benim
Bilin bakalım ben kimim??
Ben JOKER'im!!!
Anima__JOKER

Friday, April 07, 2006

Kahraman

Denizciler için deniz fenerleri birer kahramandır çünkü onlara gidecekleri güvenli yönü gösterir çoğunlukla fırtınları günlerde daha çok sevilir deniz fenerinin o ışığı evet herkez sever onu ama o hep o kayalığın üstünde yanlızdır. Sadece bekçisi onu ziyaret eder belki de şanslıysa bir kaç martı. Mutsuz olsada yalnız kalsada o bilir alışılır her şeye zamanla. O ayrılır sıyrılır bütünlüğünden yüce olur aslında değildir. Kimse bilmez farelerin karnına yuva yapığını rüzgarların açımazsızlığını ve güneşin onu kavurmasını. Geçe olunca ama o hep yeni gemiler için ordadır yardıma hazırdır. Karanlıktan doğar tehlikenin üstüne bir ışık gibi ve gösterir kaptana tehlikeyi.
Ben deniz feneriysem gemilerim nerde? Nerde o tehlikedeki gemiler gemilerimi özledim yanıma gelmeselerde...

Tuesday, March 28, 2006

Bahar

Bugün bahar geldi... Hava çok güzeldi... Esasında bugün dışarıda -20 derece olsabile benim için güzeldi çünkü gerçekten gerçeklerin farkına varışımın ilk günüydü. Bugün güzeldi istediğim gibiydi bu saat itibariyle öylede devam ediyor... Bugün güzeldi çünkü gerçekten güzel şeyler yaşayacağıma inandığım günlerin ilk ışıklarını gördüm umarım o ışıklar bana doğru yolu gösterir ve istediğime ulaşırım...

Thursday, March 23, 2006

Deniz

Bu son olucak...

Denizde yüzmek nasıldır biliriz hepimiz üstü sıcak altı soğuk ayaklarımızı dipe sokmamaya çalışırız yüzerken... Açıklarda yüzüp üşüyüp geri dönerken hep sahil kısmı daha sıcak gelir sanki jakuzi gibi orda biraz tembellik yapar ısınırız. Şu anda kendimi öyle hissediyorum. O kadar çok üşümüşümki o sıcak alandan hiç çıkasım yok ne kumsalın yakan sıcaklığına nede açıkların soğukluğuna dönesim yok... Keşke dalgalarla gelen o soğuk sular hiç bozmasa rahatımı keşke hiç OLMASA o dalgalar...

Monday, March 20, 2006

Gölge

İnsanlar bilmez neler çektiğimi neleri içimden geçirdiğimi bilmezler aslında bir gölgeyim bir çok insanın yaptığı bir hatayım... Çok savaştım yara aldım ama hiç kaçmadım... Çok yoruldum ama sonunda anladım ki unutulmuşum... AMA anladım sonun da çünkü ben bir gölgeyim karanlıkta yürüyen bir gölgeyim aslında insanlar geçer yanımdan ama hatırlamazlar adımı bir daha... Bir hikaye tanıdık dilimin ucunda hatırlamaya çalıştıkça acı vermiş daha fazla...

Saturday, March 18, 2006

Parallel Yollar


Sevecenlik, insanlık bunlar neden zayıf kılar beni her seferinde neden? Hep mi böyle olucak illa her zaman sıkılmış yumruklarlamı gezmeliyim yoruldum kavga etmekten. Biliyorum istesem üzerime gelen saldırganı saniyesine öldürebilirm belki onunla oynamak hoşuma gidiyor ama artık yoruluyorum. Artık türlü türlü planlar kurup domino etkisi yaratmaya çalışmak zor geliyor... Eskiden ne kolaydı... Bu yolları çook kat ettim ve bu yokkar kat edilerek bitmeyeceğni öğrendim en güzeli herkez gibi yol kenarında bir ev sahibi olmak yorulana bir bardak su saldıranada bir şarjor kurşunu ikram etmek...

Buymuş

Tamamiyle zorlamaymış bitmeyen fırtınaymış ulaşmaya çalıştığım hedef aslında hep fırtınanın ortasında kalmakmış. Uzaklardan yardıma gelenler oldu başaramadılar yolculuğa çıkmadan uyaranlar bile oldu ama olmadı... Genede çıktım bile bile... Islandım hırpalandım ama geçte olsa sonunda anladım dümeni kırdım yeni doğan güneşe... İlk başta tuhaf oldu sonra fark ettim çok su almıştım ve batıyorum direncim kalmamıştı... Sonra onaları gördüm beni kurtarmak için devamlı arkamdan gelenleri hepsi birer birer yardıma koştular bana yeni limanları gösterdiler.... Güneşin insanın içini ısıttığı eski anıların hiç birinin olmadığı limanlar fırtınanın ulaşamayacağı limanları...

Wednesday, March 01, 2006

Gurur..

Gurur nedir bir derebeylik efendisinin şovalyeleriyle arasında olan bağmıdır? Gurur ortaçağdamı kaldı herkeze sorarım kim yada ne olursa olsun gururumuzdan ödün vermelimiyiz bence vermemeliyiz çünkü gurur rakamla ölçülen bir birimi olan bir şey değildir. Bugün senin için 100 gururumu feda ettim diyemeyeceğimize göre... Bir kez ödün vermemiz demek hepsinin gitmesi demek olabilir. Gururu olmayan insanlar benim arkdaşım olurmu... OLMAZ olmayacakta gururum o kadar gurursuzların yanın da durmaz durmaz...

Saturday, February 18, 2006

Hey, come inside
While I stand here acting bold(can’t stand to feel this way)
Clear out the cobwebs in my soul
This time I turn around
Things have changed
Now I don’t feel the same
Start a fightI cant defend
One more time
Damnit I changed again
Now I don’t see
Things the way I did before(cant stand to feel this way)
Things important yesterday
Dont matter anymore
It doesnt make any sense
To feel so different day to day(cant stand to feel this way)
When nothings changed except for me
This time I turn around
Things have changed
Now I don’t feel the same, yeah
Start a fight, kick a fit
One more time
Dammit, I changed again
Next time i...Next time I turn around
Things have changed
Now I don’t feel the same, yeah
Start a fight, kick a fitOne more time
Dammit, I changed again
This time I turn around
Things have changed
Now I don’t feel the same, yeah
Start a fight, kick a fit
One more time
Dammit, I changed again
I see it

Friday, February 17, 2006

Gemi...


Esasında her insan bir savaş gemsidir. Kuru havuzda inşa edilişlerinden suyala ilk buluşmalarına kadar her süreç aynıdır. Yaşam felsefesi bir şeyleri korumak gerekirse saldırmaktır. Onunda gövdesinde açılacak bir yarayla yok olma tehlikesi vardır ve oda zamanla yok olup gider. İşte kimi insanlar vardır. Ağır yaralar alır ama batmazlar su alırlar toparlanmaya çalışırlar bunu yaparken kaçar köşe bucak saklanırlar.
Benim gibi insanlar ise su alırken bile savaşmaya devam eder.... Sancağım suyla buluşmadığı sürecede savaşmaya devam edeceğim. Belki derim çelik olmaya bilir. Yüksek tahrip gücüne sahip mermiler atan silahlarım olmayabilir ama son derece kurnaz çoğu zaman duruma göre geleceği kestire bilen bir zekam var. Bana yeter....

Monday, February 13, 2006

Sihirli sıvı


Aklımı kurcalayan birşeyler var sanırım fianllerin baskısı ve hayat normal şeyler... İçimden geçiriyorum keşke diyorum bir sihirli sıvı olsa bütün dertlerden kurtarsa beni yeniden sorumsuz hayatın kollarına atsa. Mutluluğu onunla bulsam bağımlısı olsam kaç yazar desem her akşam ilaç gibi bir bardak içsem herşey mükkemel olsa... Belki bir bardaktan daha çok içersem herşey daha güzel olucak peki bir bardak daha... Bardağa doldurma zahmetine niye giriyim şişesinden içeyim... Hımmm bu sıvının ticareti iyi yapılır ben bunu fıcı olarak satıp içsem desem...
Aradığım şey imkansızmı ? Sanmıyorum...



There's so many things i like about you,
I.. I just don't know where to begin,
I like the way you, look at me with those beautiful eyes,
I like the way you, act all surprised,
I like the way you, sing along,
I like the way you, always get it wrong,
I like the way you, clap your hands,
I like the way you, love to dance,
I like the way you, put your hands up in the air,
I like the way you, shake your hair,
I like the way you, like to touch,
I like the way you, stare so much, but most of all.... Yeah.. most of all....
I like the way you move..... I like the way you move.....

Sunday, February 12, 2006

Karga

Finaller öncesi derslere gömülmüşken. Daldığım derin bilgi okyonusundan çiğerlerime temiz hava doldurmak için kafamı cama çeviriyorum. Bahçenin en büyük ağaçıyla karşı karşıya geliyorum nasıl da takip ediyordum onun büyümesini 4. kata geldi artık 5. katta...
Onun çeveresi bile onunla aynı cins farklı ağaçlarla dolu yani yalnız değil. Temiz havanın dolmasını hissediyorum uzaklara bakıyorum bahçeleri olmayan semte uymayan yapı planına sahip sitelere...
Derken o geliyor... Yalnız pis siyah rengiyle ıslak ve bitkin bir şekilde en büyük çamın tepesine konuyor. Bahçeyi süzüyor belki yiyecek belki bir eş arıyor... Ama yalnız en az benim kadar yalnız...
Onun gibi özgür ve yalnız olmak isterdim ... Derslerime dönüyorum dalış sireni çalıyor eski bir deniz altı filminden bir replik 3 defa dive dive dive....

Saturday, February 11, 2006

İdoller

Bir çok insan kendisine idol olarak başka insanları seçer bense makinaları seçerim kimbilir belki bir makina insanıyım büyük ve gücü simgeleyen bütün maikinalara hayranım pek bu makinaların altın çağı ne zamandı? Tabiki 2. dünya savaşı Bismarch, B17 , Tiger, Mustang, V2 ler bütün bunlar gerek mühendislik gerek yaratıcılık açısından çağın ilerisindeki araşlardı ve sadece mekaniktiler. Onun için Bismarch kadar korku verici B17 kadar koruyucu Tiger kadar ölümcül, Mustang kadar etkili ve V2 kadar bilinmez olmayı seviyorum...




Gloomy

The path is open only one time in your life at the end of this path your destiny is going to be marked forever....

Normal?

biralar soğuk mu?" dedim / dedi ki, "normal!"
"peki ya havalar?" / "valla gayet normal!"
"işler?" dedim, "gidişler?" dedim? / "hepsi normal!"
"peki..." dedim, "...ya sen, ben?" / dedi ki, "normal!"
"peki biz, ikimiz?" / "valla gayet normal!"
"halimiz?" dedim / ne dese beğenirsin, "normal!"

mmm, biri anlatsın hemen, nedir bu normal mmm, canım sıkıldı artık, yoksa ben miyim anormal

"peki... dedim "...ya türkiye?" / dedi, "normal!"
"ya ab?" diye sordum / dedi, "çok normal!"
"peki ya abd?" / dedi ki, "normal!"
"peki..." dedim, "...ya dgm?" / dedi ki, "normal!"
"ya ohal, o kadar yıl?" / "bilmem, normal!"
"peki gap, zap, hasankeyf?" / "hepsi normal!"

mmm, biri anlatsın hemen, nedir bu normal mmm, canım sıkıldı artık, yoksa ben miyim anormal

"peki..." dedim "...ya medya, rtük?" / dedi, "normal!"
"ya reklamlar, rating?" / "valla gayet normal!"
"yahu hiç mi ikinci yok?" dedim / dedi ki, "normal!"
"peki ya trafik, katliam?" / dedi, "normal!"
"ya susurluk, kamyon?" / "valla gayet normal!"
"yine kaybettik!" dedim / dedi ki, "normal!"

mmm, biri anlatsın hemen, nedir bu normal mmm, canım sıkıldı artık, yoksa ben miyim anormal

Friday, February 10, 2006

Güç

Güç dediğin nedir ?
Güç dediğin yenilmez olmakmıdır?
Güç dediğin ortadaki avantajları kullanmakmıdır?
Güç dediğin yetkilerini kafana göre kullanmakmıdır?
Güç dediğin silahmıdır?
Güç dediğin ordumudr?
Güç dediğin başka bir nisanın hayatını alabilmemidir?
Güç dediğin tek yumrukla rakibini yere sermekmidir?
Güç dediğin nedir?

Güç dediğin...

Kar *












Sakinlik dinginlik... Kışın kar yağmış kar yığınları içinde yatmış gibi huzurlu...

Başlangıç

Hayat gece karanlığında araba sürmeye benzer gittiğin yeri görebileceğin kadar aydınlıktır önün ne zaman çevreye baksan karanlıktır etraf göremezsin çevrendeki güzellikleri...
 

Darkness Of My Mind © 2008. Chaotic Soul :: Converted by Randomness